Türk Ekonomisi Stratejik Aklı Arıyor

 

TÜRK EKONOMİSİ STRATEJİK AKLI ARIYOR

AB'nin Mercosur ve Hindistan ile yaptığı son ticaret anlaşmaları yürürlüğe girdiğinde Türk Sanayisinin AB pazarlarında bu ülkelere karşı en önemli rekabet avantajını ortadan kalkacak.  Böylece, Türk sanayisi ihracatının yaklaşık yarısını yaptığı AB pazarında en önemli rakiplerine karşı korumasız kalacak. Mercosur anlaşmasının ne zaman yürürlüğe gireceği henüz belli değil. Fakat, Hindistan ile yapılan anlaşmanın 2027’de yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Türk ihraç ürünleri için hayati önem taşıyan bu anlaşmalar görüşülürken sadece Türk yetkililer değil sektör temsilcisi kuruluşlar da neredeyse sessiz kaldı.  Ancak Hindistan anlaşmasının açıklanmasından sonra tepkiler ortaya çıkmaya başladı.  Tek resmi tepki ise Dışişleri Bakanlığından geldi ve Türkiye – AB Gümrük Birliği Anlaşması'nı "güncelleme" isteğini tekrar etti. Ne Maliye ne Ticaret Bakanlığından bu konuda bir yorum veya analiz duymadık.

"Güncelleme" konusu on yıldır masada ve AB-Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasının mevcut asimetrik durumundan kaynaklanıyor: Türkiye, AB tarafından müzakere edilen ticaret anlaşmalarının tüm şartlarını müzakerelere katılmadan kabul etmek zorunda ama karşı taraflar aynı şartları Türkiye'ye sunmak zorunda değildir.

AB’nin Hindistan ve Mercosur anlaşmaları, "güncelleme" olmasından bağımsız Türk sanayi için tehdit oluşturuyor. Buradaki asıl mesele, Türk mallarının Hindistan ve Mercosur ülkelerine gümrüksüz girip giremeyeceği değil bu ülkelerin AB'ye gümrüksüz girecek olmalarıdır.

Türk ekonomisinin ciddi sorunları var; bunların bazıları, M. Şimşek'in 2023'te Maliye Bakanı olarak atandığında "irrasyonel" olarak tanımladığı politika tercihlerinden kaynaklanıyor. Bu irrasyonel politikalar (faizleri enflasyonun çok altına indirmek), dünyanın en yüksek enflasyon oranlarından birini yarattı. MB rezervlerini tarihin en düşük seviyelerine indirdi. Rasyonel politikalara dönmek de faizleri artırıp, Türk lirasının reel değerlenmesi anlamına geldi.  Normalleşmenin tamamen para politikasına emanet edildiği bir ortamda ortaya çıkan yüksek reel faizler krediyi çok pahalı ve elde edilmesini zor hale getirdi. Değerlenen Türk lirası ihracatçının rekabetçi konumunu zayıflattı.

Bu koşullar, ekonomik politikaya ilişkin tartışmaları faiz ve döviz kurlarına hapsetti. AB ticaret anlaşmalarına karşı sessizlik de esasen bundan kaynaklanıyor.

Bölgesel çatışmalar, çevredeki süper güç müdahaleleri ve güvenlik endişeleri diğer tüm konuları gölgede bıraktığı da ayrı bir gerçek.  Halbuki, Türkiye'nin ekonomik durumu, ülkenin genel güvenliğinin ve stratejik esnekliğinin en kritik unsuru.

AB’nin ticaret anlaşmalarına olan tepkinin seviyesi ve niteliği aslında Türkiye’de uzun bir süredir devam eden Türk ekonomisinin geleceğine dair bir stratejik bir yönelmenin ve yönlendirmenin olmamasından kaynaklanıyor. Stratejik yönelme ve yönlendirmenin ise stratejik akıl olmadan olması mümkün değildir.  Türk ekonomisi işte bu aklı arıyor.


The Turkish Economy: In Need of Strategic Vision and Direction

Recent trade agreements between the EU and Mercosur and India have major consequences for Turkish industry, particularly regarding its competitive standing within the EU. Since 1995, Turkey has benefited from duty-free access to the EU market through the Customs Union, with exports to the EU accounting for roughly half of Turkey’s total exports. This access is especially vital for sectors like automotive and textiles, where EU sales make up about 80% of some companies’ total sales. However, the new EU deals, when become effective, will allow Indian and South American companies to enter the EU market duty-free, eroding a key advantage for Turkish exporters.

Despite the significance of these developments, Turkish authorities and industry associations remained largely silent during EU’s negotiations with both Mercosur and India. Only after the announcement of the Indian agreement did public reactions begin to surface, and the sole official response came from the Foreign Minister, who reiterated Turkey’s longstanding desire to “update” the Customs Union Agreement with the EU.

This update has been under discussion for a decade. The current EU-Turkish Customs Union agreement is asymmetric: Turkey must accept all terms of EU-negotiated trade deals without participating in the negotiations, and counterparties are not required to offer Turkey the same terms. For example, if the EU secures duty-free access for its exports to another country, Turkey must also grant duty-free access to that country’s goods, but Turkish exports may not receive reciprocal treatment. This issue was especially prominent during talks about a Transatlantic free trade zone between the EU and the US, but Turkey’s calls for an update were ignored.

The latest EU trade deals present a distinct challenge for Turkish companies, regardless of any potential update to the Customs Union. The core issue is not Turkey’s access to Indian or Mercosur markets, but rather that these countries can now compete directly with Turkish exports in the EU market.

Turkey’s economy faces additional problems, some stemming from what have been described as “irrational” policy decisions, such as lowering interest rates far below inflation and encouraging capital flight from the Turkish lira. These choices have led to one of the world’s highest inflation rates and depleted official reserves. Recent monetary policy adjustments have increased interest rates to restore stability, but this has made capital expensive and hurt the competitiveness of Turkish exports.

As a result, economic policy discussions in Turkey are now dominated by monetary issues, with little attention paid to broader strategic direction. The lack of response to the EU trade deals highlights this absence of vision.

Regional conflicts and security concerns have further sidelined economic strategy. Yet, the health of the Turkish economy is a critical component of national security. Unfortunately, neither the government nor the private sector has put forward a credible, actionable vision for the future of the Turkish economy in light of these challenges. There is an urgent need for strategic wisdom and direction.

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Düşük kur rekabet gücümüzü artırdı mı?

GİZLENEN KAMU AÇIKLARI : QUASI-FISCAL DEFICIT

TURKISH PPPI EXPERIENCE CASTS LONG AND DARK SHADOWS ON PPPI MODEL